‘Genel’ Kategorisi için Arşiv

DUVAR / Tayfun Sürücü

Ben bir duvarım. En çok çocukları seven bir duvar. Bulunduğum mahallenin şimdiki büyükleri de çocuktu ben hep buradayken ve şimdi yine yeni çocuklar var mahallede . Mahallede ki duvarlar ayrılmıştır kullananlara göre . Ben çocukların, oyunlarına kattığı bir duvarım. Çocuklar büyüdükçe benden ayrılsa da yine yeni çocuklar gelip beni oyunlarına katar.

Örüldüğüm günden itibaren hep aynı yükseklikte kaldım ben. Ne uzadım ne kısaldım. Anneler için çocukları hiç büyümezler ya iş te ben de o çocuklar gibiydim. Hep çocuklarla oldum. Çocuklar üzerime çıkıp oturarak hayallerini anlatırlar birbirlerine, yalnız çocukların oturdukları duvar değil aynı zamanda hayallerinin beşiğiyim. Daha küçük çocuklar için zirveyim ben; abileri abları gibi üzerime oturmaya gayret eden küçükler için aşılması gereken en zevkli engelim ben.

Çocuklar karşımda dizildiğine en sevdiğim oyun koşarak kimin gelip bana ilk dokunacağı üzerine oynadıkları oyundur. Karşıdan bana doğru koşarken yalnız ilk ulaşan çocuğun değil tüm çocukların hızlarını alamayarak ellerini, durmak için bana dokundurmaları benim onlarla kucaklaşmamdır. Eğer bir de çok yorulup dinlenmek için yere oturup sırtlarını da bana dayarlarsa içimde onlara, büyüklere özgü birkaç kelam etme isteği uyanır. Sırtınızı dayayacağınız, sırtınızı yere getirmeyecek dostlarınız olsun demek isterim. Kimi zaman, saklambaç oyunlarında yüzleri kollarının arasında bana dönük gözlerini yumup bana yaslanarak saymaya başladıklarında gururlanırım. Saklambaç oyunun başlangıç aracı olarak bir ağacı,bir direği seçmeyip beni seçtikleri için. Ama saklambaç oyununda ebe sürekli değişsin isterim ki tüm çocuklar ile daha yakın olabileyim diye. Kimi zaman okullarındaki tahtaları olurum çocukların, üzerime kendilerince yazılar yazarlar,şekiller çizerler bunlarla ders anlatırlar karşıma dizdikleri akranlarına. Üzerime yazmak için çocukların buldukları tuğla parçası yeterlidir.

Mahallede bir tek ben yokum başka duvarlar da var. Duvarlarda da bir ayrışma var sanki. Misal; ben çocukların duvarıyım. Büyüklerin duvarları ve kullanım amaçları farklı farklı, oysaki ben hep aynı kullanım amacı olan oyun duvarıyım ne kadar yeni çocuk olursa olsun. Kimi duvarlar da sevdiğinden af dileyen sevenin yazılarının olduğu sevgililerin duvarıdır. Bu duvarlar genelde af dilenen sevilenin evinin tam karşısında olur ki; bu duvarlar tesadüfen mi af dilenenin evinin karşısındadır yoksa af dileyebilmek için seven mi evleri bu duvarlara bakan sevdiklerini seçerler işte bu benim için hep müphem olarak kalacak. Kimi duvarlarda kimi zaman bir grubu bir düşünceyi temsil eden yazılar olurken aynı duvarda kimi zaman bir öncekinden farklı bir gruba ait farklı bir düşünceyi temsil eden yazılar olurdu.  Bu duvarlar, çevresindeki insanlarla direkt iletişim içinde olarak düşüncelerini aktarmaya çalışan düşünce duvarlarıdır. Hatırladıkça acı veren zamanlarda bu duvarlardaki yazıların temsil ettiği düşünceler sebebi ile bir çok insan yine insanlarca ruhsuzlaştırılmış, karartılmış duvarlar içerisine hapsedilmiştir ki bu duvarların hiç suçu yoktur. Çocuklar gibiyim ben her şeyi seviyorum ama çocukları sevdiğim için çocuk duvarlarını daha çok seviyorum tabi ki. En zararsız duvar çocuk duvarlarıdır. Olmasını hiç istemesem de bazen kimi çocuklar üzerimden düşebiliyor ve canları çok yanabiliyor sorumlusu her ne kadar ben olsam da üzerimden düşen çocuk dışında suçlanan pek olmuyor. Bazı zamanlarda üzerimden düşen çocuklarının acıları karşısında itidallerini yitirip beni sorumlu tutup beni yıkmak isteyenler de olmuyor değil. Ya diğer duvarlar öyle mi? Sevgi duvarları üzerindeki yazı sebebiyle eğer yazan ve yazılan açığa çıktıysa ki bu duvarlar sevilenin evini karşında olduğu için açığa çıkması hiç de zor olmuyor, hem o yazıyı yazan için hem de o yazının yazıldığı kişi için aile içi tartışmalara yol açarak küçük çaplı bir çevreye zarar veriyor. Düşünce duvarlarındaki düşünceleri sebebiyle yakalananlar ise gençliklerini kaybetmek bir yana kendilerinin bile kaybolabileceği zararlara yol açabiliyor düşünce duvarları aracılığıyla.

Keşke hep çocuk kalabilsek ben gibi hiç büyümesek.

Tayfun Sürücü

Reklamlar
Kürk Mantolu Madonna / Sabahattin Ali

İstanbul Beylikdüzü Belediyesi’nce Türkolog Sayın Ece Ataer yönetiminde düzenlenen Hece Kitap okuma Grubu etkinliğinde okumamı tamamladığım ilk kitap oldu Kürk Mantolu Madonna. Bu eseri bundan yaklaşık yedi sene evvelki okumamın üzerimde bıraktığı etkinin Hece Kitap Okuma Grubu ile yaptığım okumamdan daha az tesir bırakmasının o zamanlardaki duygu yoğunluğum ile ilgisi olduğunu düşünsem de Kürk Mantolu Madonna’nın belirli aralıklarla okunmasının her okuyucuya hiç de birbirinin aynı olmayacak yeni  deneyimler yaşatacağını söyleyebilirim. Edinilecek bu yeni deneyimleri sağlayacak ana unsur Sabahattin Ali’nin muhteşem anlatımıdır ve bu anlatımı layıkıyla özümseyebilmeniz için de bilinçli bir okuma edinmenizin gerekliliği akıldan çıkmamalıdır. İşte bu noktada; sayın Ece Ataer’in ben dahil diğer grup arkadaşlarımı aydınlatması ve bizleri kitabı okumaya hazır hale getirmesiyle kendi adıma bu şahaserden, daha önceki okumamda yaşamadığım bambaşka ve asla unutamayacağım çıkarımlar edinebildim.

Kürk Mantolu Madonna kitabı iki bölümden oluşmakta; birinci bölümde ilk karakterimiz olan ve ileride anlatıcımız diyebileceğimiz Rasim’in hikayesine tanıklık ediyoruz. Rasim; başına gelen olayları olduğu gibi kabullenmekle beraber olayları kendi içinde yalnızca bir an değerledirerek üzerinde teferruatlı olmasada yerinde yorumlayabilecek düşünce yapısında bir karakter olarak karşımıza çıkmakta. Rasim, eski bir arkadaşı olan Hamdi ile görüşmesi sırasında aralarında geçen konuşmaları psikolojik olarak o denli yerinde tanımlayabilmekte ki; neredeyse tüm insanoğlunun yaptığı iyiliklerin kendilerini tatmin için mi yoksa gerçekten amaç gütmeden saf iyilik için mi olduğunu sorgulamamıza olanak sağlamakta. Rasim’in düşünce yapısı bu noktada bana Nietzche yi anımsattı diyebilirim. Rasim’in, ikinci bölümde tüm kitap boyunca hikayesine tanıklık edeceğimiz Raif ile tanışması ve onun hakkındaki düşüncelerinin, ilk kez tanışmalarına karşın ne derece yerinde olduğu da Rasim’in hiç de yabana atılmayacak bir özelliği diyebilirim. Rasim e göre Raif; olabilecekleri düşünerek , komik davranışlarda bulunacaklarından emin olduklarının bu davranışlarını sergilemelerine izin vererek; bilebilmenin gücüyle neredeyse sarsılmaz bir profildedir. Bu haliyle Raif, Rasim’in gözünde anı yaşamaktan ziyade anın ötesinde zamansız yaşamaktadır, Raif için günlerin ve hatta insanların bir önemi kalmamıştır. Rasim’in Raif’i evde ziyaretleri esnasında Raif’in evdeki yaşantısına da tanıklık etme imkanımız oluyor. Benim özellikle dikkatimi çeken konu Raif’in çocuklarıyla olan ilişkişi oldu. Bu ilişki bana göre Rasim’inde tahlil ettiği gibi Raif’in olabilecekleri önceden bilebilmesi ile alakalı bir durum. Şöyle ki; Raif’in evlat sevgisi, varoluşlarını ve varolacaklarını bildiği için mevcuttur. Aslında sevdiği olacağı önceden bilmesidir.

Rasim’in Raifi evinde ziyareti ve ziyaretinin akabinde Raif’in kendisiyle bile paylaşmaktan çekindiği fakat en iyi dostunun da en acımasız düşmanında yalnızca kendisi olduğunu bilincinde olarak içini akıttığı defterini okumaya başladığı bölümle birlikte Kürk Mantolu Madonna’nın ikinci bölümü başlamış oluyor. Bu bölümde Sabahattin Ali öyle etkili bir anlatım tekniği uygulamakta ki; bize, yaşanılanları Rasim anlatıyor gibi değil de bizzat Raif’i canlı olarak izliyor hissine kapılıyorsunuz. Raif kendinden kaçmaktan ziyade kendini bulabilme ümidi ile bir şekilde zaruriyetlerden dolayı avrupaya gidebilmiştir. Burada kendi yalnızlığında daha da kalabalıklaşmak arzusuyla, çocukluğundan beri surları kitaplar olan,bu surların üzerinde kelimelerden ve cümlelerden oluşan muhafızların olduğu kalelerde daha da uzun kalabilmek için avrupa seyahatine sıcak bakmıştır. Zaman geçtikçe günlerini yaşamaktan çok geçiştirmeye başladığının ve bu başlangıcının tarifsiz huzursuzluğunu gizleyecek gücünü bitirdiğini hissetmeye başlamıştır. Fakat içten içe yalnız olmadığını da duyumsamaktadır. Bir arayıştan ziyade bir bekleyiş içerisindedir ve beklediği sevebilmektir fakat sebepsiz sevebilmeyi istemektedir.  Raif, Sevmenin sebinin olamayacağını ve eğer ki sevmek için bir sebep var ise sebepsiz bir şekilde, sevmenin hiç bir şeye dönüşemeden biteceğini bilmektedir. İşte böyle bir ruh halindeyken bir sergide gördüğü resimdeki kadına aşık olur ve bu kadın Maria Puder dir. Maria Puder de Raif gibi bir arayıştadır ve o da tıpkı Raif gibi kendi yalnızlığında kalabalıklaşmıştır. Maria Puder; düşüncelerindeki kişiyi ve değişebilecek düşünceleri ölçüsünde şekil verebileceği bir kişiyi bulabilmek ümidinde olduğu için sevmeyi bencilce yaşamaktadır. Raif, tüm bunları gördüğü, bildiği halde sumayı tercih etmektedir. Susması; sevdiğini kaybetmek korkusundan değil, sevdiğinin o nu kaybedebilecek olmasından korkmasındandır.

Maria Puder, Raif’i laboratuvar deneği gibi denedikçe Raif kendi olmaktan vazgeçti. Raif, sevmenin ya oluru vardır ya olmazını bildiği halde, sevmeyi olura götürmenin de olmaz götürmenin de kendini tüketeceğini de bildiği halde ne için tükeneceğinin doyumsuz huzuru ile  ve de kaybolup gideceğini bilerek kimsenin cesaret edemeyeceği şekilde tükenmeye korkmamıştır.  Olayların akışı bir noktada Raif’in Maria Puder’den nefret duymasına yol açacak duruma gelse de Raif, sevmenin bilincinde öyle bir aydınlanma yaşamaktadır ki; gücümüzün çoğunlukla ve sıklıkla sevdiklerimize yeter olduğunu görüp kendini, kendinin en acımasız düşmanı haline getirebilmiştir. Tüm bunlar düşünüldüğünde kitabın ve hatta yaşamakta olduğumuz hayatın tek gerçek kahramanı Raif’tir.

Okuduktan sonra bu derece tesirinde kaldığım ve yoğun duygular yaşatabilen ender kitaplardan baş köşede yerini almış bir kitap oldu Kürk Mantolu Madonna. Teşekkürler Raif, Teşekkürler Sabahattin Ali.

Nice yeni iyi okumalar.

 

 

 

2015 in review

Yayınlandı: 30 Aralık 2015 / Genel

2015 yılı raporum. Herkese nice yeni iyi okumalarla dolu yeni bir yıl dilerim.

İşte bir alıntı:

Bir New York metrosu 1.200 kişi kapasitelidir. Bu blog, 2015 içinde yaklaşık 4.800 kez görüntülendi. Eğer bu bir NYC metro treni olsaydı, bu kadar çok insanı taşımak için yaklaşık 4 tur atacaktı.

Raporun tamamını görmek için buraya tıklayın.

2014 in review

Yayınlandı: 31 Aralık 2014 / Genel

WordPress.com 2014 yıllık raporum

İşte bir alıntı:

Bir San Francisco teleferiği 60 kişi kapasitelidir. Bu blog, 2014 içinde yaklaşık 3.300 kez görüntülendi. Eğer bu bir teleferik olsaydı, bu kadar çok kişiyi taşımak için yaklaşık 55 tur atacaktı.

Raporun tamamını görmek için buraya tıklayın.

Yayınlandı: 24 Ekim 2014 / Genel

<a href=”http://www.bloglovin.com/blog/13057993/?claim=grmebgnw4ch”>Follow my blog with Bloglovin</a>