Mesajlar Etiketlendi ‘ekitap okuyucu’

Başlangıç / Dan Brown

Kahramanımız  Simgebilimci  Profesör Robert Langdon un eski öğrencisi olan, teknoloji; ancak geçmişe hakim olmakla ilerleyebilir düşüncesinin hakim olduğu ve bu düşüncesinin her fırsatta bize neredeyse gözümüze sokulurcasına hatırlatılma gayreti duyulduğu bilim insanı Edmond Kirsch in; son buluşunu, özel bir mabette üç büyük dinin temsilcisine sunumunu yapmasıyla başlayan  bir roman Başlangıç.

Bilim insanı ve aynı zamanda teknoloji uzmanı Edmond Kirsch’in buluşunun, daha doğrusu sorduğu soruların ; bu sorular, nereden geliyoruz ve nereye gidiyoruz sorularıdır, cevaplarını verebildiği, gerçeklik yüzdesi hayli yüksek bir çalışmanın, tüm dünyaya yayınlanması için gösterilen gayretler anlatılıyor kitabın ilk sayfalarından neredeyse son sayfalarına kadar. Bu uzadıkça uzayan anlatım şöyle bir benzetmeye sebep oldu; hani bazı insanlar vardır her şeyi bilirler ve bir şeyi anlatmaya başladıklarında o kadar farklı konulara karışıp giderler ki ve siz mecburen dinlemek zorunda kaldığınız bir durumdaysanız; o kişinin ilk anlattığı şeyi, her konuya değinen bu anlatım ile çoktan unutmuş olursunuz. İşte Başlangıç kitabı da Dan Brown’un upuzun anlatımı ile bahsettiğim bu hissiyatı oluşturdu ve okurken, tıpkı o ilk anlattığı şeyden fersah fersah uzaklaşmalarına rağmen kendilerini bir şekilde dinleme mecburiyetinde kaldığım insanlara nasıl tahammül ediyorsam aynı şekilde tahammülü gerekli kıldı. Bu anlatıma bu derece tahammül edebilmem, bana göre fazlasıyla kolay okunabilen bir kitap oluşuyla ilgiliydi Başlangıç’ın.

Edmond Kirsch’in sunumunun tüm dünyaya yayınlanması sonrasında gelişen olaylar ise sunumun yayınlaması için yapılanların gereğinden fazla uzatılarak anlatılması sonucunda, bir hayli eksik kalmış ve bu durum, kitabın vermesini beklediğim keyfi bir derece daha düşürdü.

Dan Brown’un bana göre anlatma gayretinde olduğu şey; insanoğlunun tarih boyunca birbirini yok etmek için çaba gösteriyor oluşuyla beraber günümüzde ve de geleceğimizde insanoğlunun, bilim ve teknolojideki ilerlemeleri ile kendini yok etmek yerine hem kendileriyle hem de teknolojiyle bütünleşerek yeni bir yaşamı mümkün kılabilir oluşuydu.

Dan Brown, Başlangıç kitabı ile  günümüzde hızla gelişen teknolojiden uzakta kalmadığını,takipçisi olduğunu ve teknolojik gelişmelerle kendisini yenilediğini daha da yenileyeceğini okura göstermek niyetinde gibi geldi.

Anlatılan konuyla kalmayıp bu konunun çevresindeki gerekli gereksiz diğer tüm konulara değinmesinden(makine mühendisi olmama, kitabın belirli yerlerinde geçen kavramlarla aktif olarak haşır neşir olmama rağmen beni etkilemeyen) ve uzadıkça uzayan anlatımından dolayı Başlangıç kitabı, Dan Brown un diğer kitaplarına nazaran çok daha az keyif aldığım bir kitap oldu.

Nice yeni iyi okumalar.

Reklamlar
Korku / Stefan Zweig

Yaşadığı şehrin tanınmış avukatlarından biriyle sekiz yıllık bir evliliği olan,iki çocuklu, rahatı son derece yerinde İrene Wagner isimli kadının, kocasını aldattığına tanıklık ettiğimiz bir giriş ile başlayan ve bu aldatmanın psikolojik baskılarının anlatıldığı bir kitap, Korku.

İrene Wagner aşığıyla yaşadığı ilişkiden çok bu ilişkinin kendisini, bulunduğu ortamdan uzaklaştıran halini sevmektedir ve bunun farkına ancak aşığıyla ilişkisinin beklenmedik bir yabancı tarafından öğrenilmesi akabinde de bu yabancının İrene Wagner’e şantaj yapmasıyla varıyor. İşte; bu şantaj ile birlikte İrene Wagner in yaşadığı psikolojik baskı o derece üstesinden gelinemeyecek hale ulaşıyor ki; İrene Wagner bir taraftan kendisini korumak için türlü rollere girerken bir taraftan da üzerindeki bu baskı onu kendini bulmaya yönlendirmekle beraber  bu güne kadar nasıl boşlukta yaşadığını ve gerçek hayatı hiç tanımadığını anlamasına imkan veriyor. İrene Wagner şantajın sebep olacağı korku sayesinde daha önceleri rahatlık içerisinde yaşadığı , kendini kabul ettirebildiği burjuvazinin aslında gerçek hayattan nasıl da uzakta olduğuna ve yine burjuvazinin halkı daha da ileri götürmek yerine yalnızca hayatlarını eğlenceye adamış insanlar olarak kalmış olmasına tanıklık ediyor.

Korku kitabı ile bana göre Stefan Zweig; Burjuvazinin,yalnızca eğlenceye adanmış hayatlar sunarak burjuvaları  ve çevrelerini  aldattığını, burjuvazinin halktan tamamen kopuk yaşantısını ve burjuvazinin, toplumu daha da ileri taşımak için  yerinde ve doğru girişimleri yapmamasını görerek burjuvaziye eleştiride bulunmuştur.

Stefan Zweig’in  bu kadar kısa bir romanda bunca duygu yoğunluğunu, sanatsal bir anlatımla bana yaşatabilmesi  ile okumaktan büyük bir keyif aldığım bir kitap oldu Korku.

Kitap ayrıca  bende 2002 yapımı olan Richard GereDiane LaneOlivier Martinez gibi yıldızların oynadığı Unfaitful ( http://www.imdb.com/title/tt0250797/?ref_=nv_sr_1 ) filmini tekrar izleme isteği uyandırdı.

 

 

 

 

 

 

 

Nice yeni iyi okumalar.

Gölgesizler / Hasan Ali Toptaş

Özelikle sosyal medyada takipçisi olduğum kitap dostları tarafından hakkında yapılan paylaşımları sıklıkla duyduğum Hasan Ali Toptaş’ın okuduğum ilk kitabı oldu Gölgesizler. Sade bir dille yazılmış olmasına rağmen konunun, daha doğrusu her karakter için oluşturulmuş olan kurgunun, bir de bana göre aşırıya kaçan  betimlemelerle birlikte okuyucuda merak uyandırma amacıyla olmadık yerlere götürülmesiyle, okunması hiç de kolay olmayan bir kitap Gölgesizler.

Kitap en temel haliyle üç bölümden oluşmakta ki; bu bölümler alışık olduğumuz giriş,gelişme ve sonuç bölümleri.  Giriş bölümünde şehirdeki bir berber ve müşterileri anlatılıyorken bir anda herhangi bir köydeki yaşantıya ve o köydeki olaylar dizisine geçiliyor ki; bu geçişle berberdeki giriş; sonuca, köydeki giriş yeni bir giriş ve ilk gelişme bölümüne dönüşüyor.

Gelişme bölümü, yani ikinci bir giriş bölümü olan yeni giriş bölümü köyde yaşanılan bilinmezleri bilebilme gayretlerinden oluşuyor. Köydeki bilinmezleri yaşayacağınız bu gelişme bölümünde bu defa yeni bir berberin köyde, köydeki eski berberin yerine geçmesi ile gelişme içerisinde girişe geri dönülmekte. Köyde yaşanılanlar akıp giderken diğer tarafta yani şehirdeki berberde ilk giriş bölümümüz de giriş halinde kalarak gelişkin bir giriş olarak devam ediyor.

Son bölüm olan sonuç bölümü tek bir yerden oluşmakta ve tüm anlatılan iç içe geçmişlik ayrışarak tek bir noktada birleştirilerek son bulmakta ve bu yer de anlatıcının evi olarak gösterilmekte.

Anlatılan tüm bu iç içe geçmiş kurgunun tek bir noktadan, şehirdeki berber dükkanından başlaması ve gelişme bölümü olarak nitelediğim köyde de bir berber dükkanın belirtilmesiyle; hayatın, bazı dönemlerimizde bizlere dönüm noktası olarak değerlendirilebilecek kapılar gösterdiği ve bu kapılardan geçmenin ya da geçmemenin nasıl sonuçlar doğurabileceğinin ve bu sonuçların kıyaslamalarının değerlendirmelerinin yapıldığı düşüncesindeyim. Bahsettiğim bu değerlendirmeleri şöyle açıklayabilirim; anlatıcı berber dükkanında kalarak yani diğer tarafa geçmeyerek kendi tarafında kendi dünyasında kalıyor,bir müddet sonra kaybolsa bile bildiği bir yerde kaybolmanın kimine göre yerli kimine göre yersiz olabilecek gizli güvenini taşıyor. Köyde berber dükkanını bırakıp bilmediği bir yere giden berber ise bilmediği bir yerde hem kendinde kaybolup bir daha kendini bulamıyor hem de kendine geri dönebildiğinde de kimse onu kendinde bulamıyor ve zihinlerden silinip gidiyor. Aynı durum şehirden köye gelenler için de geçerli. Yine köyde kalıp kendi yaşamlarına devam eden karakterlerimiz de anlatıcının yaşadığı ne olursa olsun kendi taraflarında kalmanın gizli güveni içerisindeler.

İç içe geçmiş yorucu kurgusuyla, anlatılan olayların bir önceki olayları unutturacak denli detaylı ve uzun anlatılmasıyla yazarın diğer kitaplarını okumam için ikinci bir şans vermeyeceğimi öğreten bir kitap oldu Gölgesizler.

Nice yeni iyi okumalar.

Bizim_Buyuk_CaresizligimizBizim Büyük Çaresizliğimiz / Barış Bıçakçı

Takip ettiğim kitap dostlarından sıklıkla duyduğum ve sosyal medyada karşıma sıklıkla çıkışına daha fazla karşı koyamayarak okumaya karar verdiğim bir kitap oldu Bizim Büyük Çaresizliğimiz.

Kitapta, çocukluklarından beri kısa süreli ayrılıkları göz ardı edersek neredeyse hiç ayrılmamış iki arkadaş olan Ender ve Çetin in arkadaşlıktan da öte tek oluşlarına tanıklık ediyoruz.  Geçimini çevirmenlik yaparak kazanan Ender’in kendisini, inşaat mühendisi Çetin’i ve tek hayatlarına dahil olan üniversite öğrencisi Nihal’i anlattığı, anlatırken hatıralarını yeniden yaşıyor olduğuna bizi inandıran anlatımı ile olaylara dahil oluyoruz.

Çetin ve Ender tek hayatlarına Nihal’in dahil olmasıyla Nihal’e nasıl yaklaşmaları konusunda kendi aralarında hem konuşarak hem de birbirlerini hissederek ve birbirlerini anlayarak kararlar vermek durumunda kalıyorlar. Verdikleri bu kararlar yeni ortak paydaları olan Nihal’i incitmemek üzerine kurulu. Nihal her ne kadar iki arkadaşın hayatlarına giren biri olarak anlatılsa da aslında iki arkadaşın tek hayatlarının tüm yanlarının dinleyicisi gibi durmakta. Bu şekliyle Nihal bizi yani okuyucuyu temsil ediyor gibiydi. Yani bizler kitap boyunca hem okuyucu hem de dinleyici konumundaydık. Tüm okuyucu Nihal’ de toplanmıştı.

Ender hayatın yaşanan anlarını yalnızca o an da neredeyse duygu barındırmadan yaşıyor ve sonrasında da o anların üzerinden zaman geçtikçe, dinlendirip biriktirmesinin devamında da düşünerek tüm duygu yoğunluğunu yaşamayı seviyor. Hatta bu duygu yoğunluğunu yazarak, anlatarak daha da değerli kılmaya gayret gösteriyor. Ender özlemeyi seviyor. Öyle bir özlemek ki; tek hayatının diğer yarısı Çetin yanındayken bile anı koleksiyoncusu gibi  Çetin’i biriktirip sonrasında özleme gayretindeydi. Kendisini yaşadıklarını özlemeye mahkum etmiş Ender’in mahkumiyetinin açık görüşü olan anlatmanın olduğu  bir kitap Bizim Büyük Çaresizliğimiz.

İlk defa okuduğum bir yazar Barış Bıçakçı. Anlatım olarak durağan bir yapıda oluşundan dolayı yer yer okumaktan yorulduğum bir kitap olmasına rağmen, Nihal üzerinden okuyucuya hem kitabın içinde hem de kitabın dışında olma imkanı sağlaması bakımından farklı bir deneyim olduğunu söyleyebilirim.

Nice yeni iyi okumalar.

 

Sahilde Kafka / Haruki Murakami

Japonya’nın yaşayan en iyi yazarları arasında kabul edilen Haruki Murakami’nin okuduğum ilk kitabı Sahilde Kafka oldu. Kitabın 2006 yılında Franz Kafka ödülünü almış olması, kitabı bitirdiğinizde Kafka okurmuş izlenimini verdiğinden hiç de tesadüfi bir ödül değilmiş dedirtecektir.

Kitapta birbirlerini hiç tanımayan iki karakter Kafka Tamura ve Nakata nın hikayeleri paralel bir şekilde anlatılmakta ve kitabın sonuna kadar olabilecekleri tahmin etme gayretleriniz yazarın sizi her satırda bilgi bombardımanına tutan anlatımı sayesinde boşa çıkmakta.

Kitapta hikayesi anlatılan ilk karakterimiz kendisine Kafka Tamura adını yakıştıran 15 yaşındaki ergenimiz. Kafka Tamura alışılagelmiş bir ergenlik sürecinden farklı olarak ruhsal bir dönüşüm içerisinde hikayelendirilmiş. Kafka Tamura, babasının gerçekleşeceğinden emin olduğu kehanetinden kaçmak için mi yoksa gerçekleşecek olanın bir an evvel gerçekleşmesi için mi evden ayrılışını anlamaya çalışıyor tüm ilk başlarda ve bahsedilen kehanetin bir nevi esiri haline geliyor. Evden ayrılışının üzerinden zaman geçtikçe,  Kafka Tamura gerçekleşeceğinden emin olduğu kehanetin bir an önce gerçekleştirmek niyetine bürünüyor çünkü;bu kehanetin gerçekleşmemesi halinde iç huzurunu asla bulamayacağına inanmakta. Kafka Tamura’n hikayesini okudukça kaderi biz mi çağırırız yoksa kader mi bizi çağırır sorusunun cevabını arıyor gibi hissedebilmekteyiz.

Hikayesi anlatılan ikinci karakterimiz ise çocukluğunda henüz ne olduğu anlaşılamayan bir kaza yüzünden, kendisinin eksikliğini en çok hissettiğini dile getirdiği okuma yetisi kaybolan ve bununla birlikte kendisi farkında olmasa bile muhakeme yetisi de kaybolmuş her şeyi olduğu gibi kabul eden 60 lı yaşlarındaki namı diğer Bendeniz Nakata. Kafka Tamura’nın aksine Nakata, yapması gerekenlerin olduğunu bilmekten ziyade hissetmekte ve içinde bulunduğu an ne gerektiyorsa öyle hareket etmekte hatta bazen sadece durmakta. Harekete geçmesi için bir işaret geleceğini hissediyor fakat bu işaret için yapacağı bir şey olmadığından olayların akışında olmasını kabullenmiş bir durumda. Kitapta Kafka Tamura ve Bendeniz Nakata farklı hikayelerle ilerleseler de aslında her iki karakterimiz de birbirlerini tamamlar nitelikteler.  Bana göre kitapta farklı hikayelerde de olsa Kafka Tamura bilinci temsil ederken Bendeniz Nakata da bilinçaltını simgelemektedir.

İlk defa okuduğum bir yazar  Haruki Murakami. Önceden tahmin edilemeyen ve merak duygusunu sürekli canlı tutan kurgusuyla beraber olağan ve olağanüstü olayların iç içe geçtiği, hepsinin de olağanmış gibi anlatıldığı anlatım tarzıyla okuması zevkli ve etkileyici bir deneyim oldu.

Son olarak; Bendeniz Nakata’nın kadim dostu kamyon şöförü Hoşino Bey’in Nakata istirahatteyken sinemada izleyip  sıkça sözünü ettiği Fransız yönetmen  François Truffaut un filmleri bende merak uyandırmıştı. François Truffaut un hangi filmini öncelikle izlemem gerektiği hususunda gazeteci, yazar sayın Sevim Gözay hanımefendinin tavsiyesi ile 1959 yapımı Les quatre cents coups namı diğer 400 Darbe ( http://www.imdb.com/title/tt0053198/?ref_=nm_knf_i1 ) filmini izlemeye karar verdim ve bu film de en az kitap kadar etkileyici izlenimler edinmeme sebep oldu. Sahilde Kafka kitabı her alanda okuyucuya doyurucu bilgiler vermesi açısından da okunmayı hak etmekte.

 

 

 

 

 

Nice yeni iyi okumalar.