NemesisNemesis / Jo Nesbo

Özel hayatındaki sorunlarının başında, alkolikliği gelmesine rağmen tüm sorunlarından kurtulabilmek için yine alkole sığınan cinayet masası dedektifi Harry Hole’ün Norveç’teki bir banka soygununda öldürülen banka çalışanın katilinin bulunması sırasında ve daha sonrasında eski sevgilisinin şüpheli ölümünün aydınlatılmasında yaşadığı olayların anlatıldığı bir roman Nemesis.

Karakterimiz Harry Hole polis teşkilatının en iyi dedektifi olmasına karşın otoriteye ve düzene tamamen karşı oluşuyla iyi bir kamu görevlisi değil imajında. Haliyle sıklıkla kendisine ve özellikle de kuruma karşı tehlikeler oluşturabilmekte,işte bu anlarda amiri Bjane Moller kritik noktalarda devreye girerek Harry’nin bir şekilde kendi içerisinde ve kurum içerisinde dengede kalmasını sağlamakta. Harry cinayetle sonuçlanan banka soygununu araştırırken tüm teşkilattan bağımsız hareket etmek istediğinde amiri onu dengelemek için güzel bayan dedektif Beate Lönn ile birlikte çalışmasına ikna eder. Harry ve Beate uyumlu bir ikili olurlar ve banka soygununu çözümlemek için görünen ve görünmeyen ne varsa her açıdan defalarca irdelemeye başlarlar. Harry Hole banka soygununda ortağıyla çözüm ararken ölen eski sevgilisi için araştırmalarında ortağını tehlikelerden korumak ve ortağının kendisine olan güvenini sarsmamak için bu işten onu haberdar etmez. Harry Hole, davranışlarıyla ve yaşam tarzıyla itici bir karakter olmasına rağmen yazarın anlatım tekniği sayesinde bu iticiliğinin doğası gereği olduğunu kabul edip Harry’e hak verebiliyorsunuz.Harry o kadar baskın bir karakter olarak anlatılmış ki; kendinizi onun yerine koymanıza bile müsade yok gibi durmakta ve siz sadece onun asistanıymışsınız gibi hissediyorsunuz.Yazar Jo Nesbo ‘nun okuduğum ilk kitabı bu kitap olmasına rağmen, anlatım tekniği,karakterlerin yerinde ve kararında oluşlarıyla hatta canlı oluşlarıyla ve olay örgüsüyle okumaktan zevk aldığım bir kitap oldu.

İki farklı cinayet farklı kulvarlarda ilerlerken konular arasında karmaşa yaşanabilmesine rağmen,okurken bu karmaşanın,tüm bildiğinizi zannettiklerinizin aslında yanlış bilindiğinde  sizi daha çok etkilemesi için bir hazırlık olduğunu anlıyorsunuz kitabın sonunda ve kitabın sonunda bile kitap bitmiyor.

Nice yeni iyi okumalar.

 

 

 

2015 in review

Yayınlandı: 30 Aralık 2015 / Genel

2015 yılı raporum. Herkese nice yeni iyi okumalarla dolu yeni bir yıl dilerim.

İşte bir alıntı:

Bir New York metrosu 1.200 kişi kapasitelidir. Bu blog, 2015 içinde yaklaşık 4.800 kez görüntülendi. Eğer bu bir NYC metro treni olsaydı, bu kadar çok insanı taşımak için yaklaşık 4 tur atacaktı.

Raporun tamamını görmek için buraya tıklayın.

Büyülü DağBüyülü Dağ / Thomas Mann

Kuzenini ziyaret için gittiği sanatoryumda kendisinin de rahatsızlığı ortaya çıkan ve bir müddet daha kalması ilk başlarda doktora göre zaruri olan fakat zaman ilerledikçe dünyasını aşağıdakiler ve sanatoryumun düzlükten yukarıda olması sebebiyle yukarıdakiler diye ayırabilecek kadar, kalışı kendinden kaynaklanan genç gemi mühendisi Hans Castorp ‘ un zamansız zamanlarının anlatıldığı bir roman Büyülü Dağ.

Kuzeni Joachim’i ziyaret amacındaki Hans Castorp sanatoryumdaki ilk zamanlarında, kuzenini ve diğer hastaları gözlemlerken, hastalıkların insanlara saygınlık kazandıran bir yönü olduğunu düşünmesi Hans Castrop’un düşünsel anlamdaki ilk çalışmasını oluşturmakta. Bu ilk düşünsel çalışması Hans’ın hastalığının ortaya çıkması ile beraber sanatoryumda tedavi amacıyla kalması gerekliliğinin devamında daha bir çok alanda düşünsel çalışmalara yol açıyor ve Hans kendini içsel bir dönüşüm sürecinde buluyor. İçsel yolculukların anlatıldığı bu gibi romanlar bildungsroman geleneğiyle yazılmış romanlar olmaktaymış.

Kitabın büyük çoğunluğuna hakim olan zaman kavramı, kahramanımız Hans Castorp ve kuzeni Joachim tarafından farklı şekillerde aktarılmaya çalışılmış. Joachim’e göre; günlerimizi yaşamaktan çok geçiştirmeye başlayıp dayanacak gücümüz kalmayınca amaçsızlıkta kaybolmamak için zaman, tüketilebilecek en hızlı bir şekilde tüketilmeli ve zamana karşı zamansız bir yarış içinde olunmalıdır.Hans Castorp ve sanatoryumun diğer misafirleri için zaman zamansızlıkla eşdeğer tutulmakta çünkü hepsi aşağı diye tabir ettikleri ,sanatoryumun dışında yaşayan sıradan insanların yaşamı kovalama gayretlerinin, zamanlarını bitirirken kendilerini de bitirmelerinden uzakta olmak istiyorlar. Hans Castorp ve sanatoryumun diğer misafirlerinde, dünya dertlerinden uzakta kalabilmek ve bu kalışı, zamanın canlarını daha çok acıtmaması için zamanı küçük parçalarına ayırmayarak zamansızlıkta kalabilmek iyileşmekten de öte bir amaç haline gelmiştir. Fakat Hans Castorp’un farklılık arayışları ve bulunduğu ortamla birlikte geçmişten geleceğe ne varsa sorgulama arzusu, geç olsa da kendisini gösteriyor ve iç yolculuğunun geliştiricileri ve tamamlayıcıları olan iki kişi sayesinde hem sanatoryum dışındaki insanlardan hem de sanatoryum içindeki insanlardan düşünsel olarak ayrılmasını sağlıyor. Hans Castorp’un iç yolculuğunun geliştiricilerinden birisi aklın ve mantığın silahtarı İtalyan Settembirini, diğeri de kutsal olanların silahtarı Cizvit Papaz adayı Naptha’dır. Bu iki geliştirici için silahtar nitelemesini rahatlıkla yapabilirim çünkü; Settembirini olsun Naptha olsun her ikisi de düşüncelerine sonuna kadar sahipler ve ne olursa olsun düşüncelerini korumak gayretindeler. Hans Castorp için bu iki geliştiricisinin fikir düelloları, kendisinde yeni filizlenen düşüncelerin sahadaki uygulamalarını öğrenmesine olanak sağlıyor.

Kitap, tamamen düşünsel konuları içermekte ve tüm kavramların kahramanımız Hans Castrop’un düşüncelerindeki zıtlıklarla dolu gelişmelerini anlatmakta. Kahramanımız, iç yolculuğu boyunca birbirinin tersi de olsa birbirinin aynı da olsa kavramların, birbirlerinin her halükarda farklı iki yönünün temsilcileri olduğunu ve tüm bunların kaynağının ve yöneticisinin insan olduğunun sonucuna varıyor.

Kitap içindeki karakterlere göre zamansız bir boyutta devam ederken olaylara ev sahipliği yapan sanatoryumun tüm dünyadan arıtılmış yapısı okuyucuyu da içine alarak okuyucuyu sanatoryumun içine hapsetmekte ve bu duygusal mahpusluk durumu okurun da tıpkı kahramanımız Hans Castorp gibi içsel bir yolculuğa çıkmasına sebep olmakta. Fakat konu ve anlatım itibarı ile okuması sabır ve konsantrasyon gerektiren bir anlatımda olduğu için bu tarz kitaplardan hoşlanan veya değişik bir deneyim yaşamak isteyen okurlara önerilebilir.

Nice yeni iyi okumalar.

 

 

CalibroTouchLux

Kitap Okumada Kalıcı Bir Devrim; Calibro

e-kitap ve e-kitap okuyucuların varlığından 2013 senesinde internet sayesinde haberdar olup e-kitap okuyucuların yalnızca yurt dışında kullanılan ve haliyle oradan getirtilebilen cihazlar olduğunu öğrendiğimde deneyebilmek için epey zaman geçmesi gerektiğini düşünüyordum. Fakat akıllı telefonlara indirilen uygulamalar vasıtasıyla e-kitap okunabilirliğinin sağlanabileceğini öğrendiğimde ilk iş olarak telefonuma bu programı indirip kitabı okumaya başladım. Telefondan kitap okuyabilmek özellikle toplu taşıma araçlarında inanılmaz bir kolaylıkla gerçekleşebiliyordu ve ayrıca telefondaki ekran aydınlatması sebebiyle gece okumaları kimseyi rahatsız etmeyecek şekilde gerçekleşebiliyordu. Ama ne telefonun bataryası ne de gözlerim ekranın ışığına uzun süre dayanamıyordu. Haliyle iki kitap bitirebildim. Telefon ile e-kitap okuyucuların okumak için önemini e-kitap okuyucum olmamasına rağmen anlayabildim. Bir müddet e-kitap ve e-kitap okuyucu girişimlerimi askıya aldım, ta ki 2014 senesinde calibro reklamlarını görene kadar. Evet,reklamları her yerde görebiliyordum ve gittikçe de merak etmeye başlamıştım, fakat çevremde hiç kimsede ne bu cihazı nede başka bir e-kitap okuyucuyu görmediğim için tereddütlerim cihazı alma isteğimin hep önündeydi. Tereddütlerimi yenmeme ve cihazı almaya niyet edişimi sağlayan Münir Üstün’ün bibliyofil programı oldu diyebilirim. Bana göre,Münir Üstün bu programda e-kitap ve e-kitap bilgilerini,gelişimini,ileride nerede olabileceğini hiç de abartıya kaçmadan o kadar gerçekçi bir dille anlatıyordu ki; programda kitaplardan ziyade e-kitap ve e-kitap hakkındaki söylenenlere daha fazla dikkat eder olmuştum. Bir müddet daha e-kitap ve e-kitap okuyucuları uzaktan değerlendirmeler yaparak basılı kitapları okumaya devam ettim. Nihayet 2015 eylül ayının sonunda e-kitap okuyucuları araştırmaya,kullanıcı yorumlarını okumaya ve değerlendirmeye başladım. ilk niyetim çeşitli internet siteleri aracılığıyla yurt dışından almaktı fakat hem ilk defa kullanacağım bir cihaz almanın hem de yurt dışı alışverişlerinin güvensizliği beni her defasında ilk seferde yönelmem gereken http://www.babil.com/ tarafından kitap severlere sunulan Calibro’ya yöneltti.

Calibro e-kitap okuyucu kitap severlerin değişmeyen okuma alışkanlıklarını farklı ve zevkli bir hale getirerek okuma keyiflerine keyif katabilir diyebilirim. Calibro e-kitap okuyucu kullandığı e-ink teknolojisi sayesinde basılı bir kitap okurmuş hissini veriyor ve bir tablet veya telefondan okumadığınızı rahatlıkla fark edebiliyorsunuz. Calibro’nun amacı yalnızca kitap okumak ve bu görevini bir kitap nasıl yerine getirebiliyorsa aynı şekilde yerine getirebiliyor. Peki niye e-kitap okuyucu alalım derseniz; eğer yanınızda sürekli kitap olmasını istiyorsanız,kütüphanenizi yanınızda taşımak istiyorsanız, isteyerek veya istemeden beklemek zorunda kaldığınız bir ortamda zamanınızı en büyük zevkiniz kitap ile değerlendirmek istiyorsanız, kimseye ödünç kitap vermek zorunda kalmak istemiyorsanız, aklınıza takılan herhangi bir alıntıya bir  çırpıda ulaşabilmek istiyorsanız, tuğla kalınlığında bir kitabı her ortamda fiziki olarak size yük olmadan okuyabilmek istiyorsanız tüm bunları en rahat bir şekilde basılı kitap ile mi yoksa e-kitap okuyucu ile mi yapabileceğinizi cevaplamanız size yol gösterebilir. Ben cevabı verdim http://www.babil.com/ ile kurucusu sayın Mehmed Ali Çalışkan ın kitap severlere sunduğu Calibro Touch Lux e-kitap okuyucumu alıp okumaya başladım.

Başta sayın Mehmed Ali Çalışkan olmak üzere tüm http://www.babil.com/ çalışanlarına ilgi ve gayretleriyle e-kitap okuyucu keyfini bana yaşattıkları için teşekkür eder benim gibi nice e-kitap ve Calibro severle kavuşmalarını temenni ederim.

 

Kendini Arayan Adam

Yayınlandı: 10 Eylül 2015 / kitap, roman
Etiketler:, , ,
sis_ve_geceSis ve Gece / Ahmet Ümit

Uğradığı silahlı saldırının ardından, saldırının faillerinin yasak aşkı Mine’in kayboluşunun da sorumluları olduğu düşüncesindeki istihbarat ajanı Sedat’ın olayları çözüme kavuşturma gayretlerinin anlatıldığı bir roman Sis ve Gece.

Ana karakterimiz Sedat”ın yakın arkadaşı Yıldırım’ın ölümünden sonra, arkadaşına karşı yeterli ilgiyi gösteremeyişinin suçluluğunun, bilinçaltına  yerleşmesi işlenilmeye çalışılmış, fakat kitabın ilerleyen sayfalarında ne bu arkadaşlık ilişkisi ne de görülen rüyalar aydınlatılmaya çalışılan olayla bağlantılandırılamamış. Evliliği devam eden Sedat’ın,yasak aşkı Mine ile olan ilişkisi,Sedat’a kaybettiği duyguları yeniden,her şeyi unuttururcasına yaşatıyor ve Sedat’ın Mine’nin nerede olduğunu araştırması sırasında tüm yaşanılanları ana karakterimizin ağzından okuyoruz.

Mine’nin nerede olabileceğine dair ve neler olmuş olabileceğine dair o kadar çok ihtimal işlenilmişti ki;bu durum okurun dikkatini başka yönlere çekme gayretinin bariz bir şekilde belli olmasına ve kitaptan duyulan heyecanın azalmasına sebebiyet veriyordu. Mine’nin kayboluşunun çözüme kavuşmasıyla; yazar, önemsiz detay olamayacağını ben size söylemiştim dercesine okura ispatlamak çabasındaydı.

Okurken detaylardan ve bu detayların birbirleriyle hatta ana konuyla bağlantılandırılamamış olmasından dolayı yer yer sıkılsam da Ahmet Ümit’in günümüze kadar romanlarında nasıl yol katettiğinin anlaşılması için okunması gerekli bir roman Sis ve Gece.

Sis ve Gece(2007) ( http://www.imdb.com/title/tt0903021/?ref_=fn_al_tt_1 ) film uyarlaması özellikle oyuncu seçimleriyle kitaptaki karakterlerle tam uyum içerisindeydi. Film, romanda çok fazla ve bağlanamamış detay olması sebebiyle kopuk kopuk ve dikkatinizi veremeyeceğiniz bir yapıdaydı. Kitabı okumayan birinin filmden zevk alabilmesi pek mümkün görünmüyor.

Okuduğum Ahmet Ümit kitapları içerisinde beni en çok etkileyeni ve kuşkusuz okumaktan en çok zevk aldığım İstanbul Hatırası kitabı oldu.

 

Sis ve Gece kitabını ( http://musaozsari.com/ ) blogunda yaptığı çekiliş sonucunda okumama vesile olan Musa Özsarı’ya tesekkürlerimi sunarım.

Nice yeni iyi okumalar.

 

iki sehrin hikayesiİki Şehrin Hikayesi / Charles Dickens

Fransız ihtilaline sebebiyet veren olayların daha kısa anlatıldığı, ihtilal sonrasının da bir terör ortamı olarak anlatıldığı, fakat okuması ve dikkat yoğunluğunun korunması zor olan bir roman İki Şehrin Hikayesi.

Kitabi okurken iki şehir değil de iki ülke ve bu ülkelerin kıyaslanması var gibiydi; tabi ki kendi tarafını hiç göstermeyerek karşı tarafı ise olduğu gibi gösterecek şekilde bir anlatım hakimdi kitaba. Tüm dünya tarihini değiştirmiş ve gelecek zamanlarda da hakim olacak yönetim anlayışı getirmiş olan Fransız ihtilalinin neden sonuç ilişkisiyle birlikte ihtilalin doğurduğu sonuçların nedenlerini, ihtilal sonrasında yapılanları ihtilalden fazla anlatarak, okuyucunun sorgulaması için okuyucuyu zorlayarak yönlendirmiş gibi bir anlatım vardı

İki şehirden biri İngiltere ve bu ülke kitapta çok bahsedilmese de İngiliz karakterlerin ikinci ülke Fransa içerisinde yaşanılanları anlatmalarını okuyoruz. Fransız aristokratların Fransız halkına karşı zulmü ve her türlü aşağılanmayı yaşatmalarının  halkı nasıl isyana götürdüğünü pek detaylı olmayan bir anlatımla okuyoruz. Anlatılanlar daha çok halkın haklı isyanının kontrol edilemeyecek boyutlara ulaşması neticesinde eşitlik ve özgürlük adına intikamların, halkın tek tek birilerini hatta kendilerini bile öldürdüğü halk terörünün nasıl oluştuğu üzerineydi. Halkın kendini yönetmesinin mümkün olamayacağını ve bu yönetim şeklinde ısrarcı olunursa da vahşi dürtülerin, duyguların halkı ne yaptıklarını görüp anlayamayacak ve bireylere karşı terör ortamı oluşturabilecek kadar yozlaştırdığını anlatma gayretinde gibiydi yazar. İki Şehrin Hikayesi, taraflı anlatımıyla okurun düşüncesinde devrimi, halkın bireye terörüdür şeklindeki tanımını oluşturmaya çalışmaktaydı. Yalnızca, ihtilal dönemi sonrasındaki terör olaylarının anlatılması ve sonrasına değinilmemesi, yazarın o dönemdeki okurlarını bilinçli olarak devrim karşıtı olarak yönlendirme gayretlerinin bir parçası olarak değerlendirilebilir. Charles Dickens bu kitabında anlatmaya çalıştıklarıyla, daha önce okuduğum 1887 yılında yazılmış ve yine bir İngiliz yazar olan Henry Rider Haggard ın Ayişe ( http://wp.me/p4iYTe-5O ) kitabındaki  “Demokrasi; o zaman mutlaka bir zorba vardır, çünkü uzun süredir kendi belirgin iradeleri olmayan demokrasilerin sonunda başlarına bir zorba geçirdiklerini ve o zorbaya tapındıklarını gördüm” şeklindeki tanımıyla benzerlikleri; bana İngilizlerin demokrasiye pek inanmadıklarının kanıtı olarak geldi.

Toplumsal ve yönetimsel sorunların nasıl sonuçlandığının anlatılmadığı, anlatılan dönemin olumsuzluklarıyla dolu tarihsel ve bana göre taraflı bir roman İki Şehrin Hikayesi.

Nice yeni iyi okumalar.

 

 

 

she_01Ayişe / Henry Rider Haggard

Dünyada neredeyse yüz milyon satarak, en çok satan kitaplardan  oluşu sebebiyle merakımı çeken ve okurken beni hiç yormayan bir romandı Ayişe. Kitabın 1887 yılında yazılmış oluşu ve fantezi türünün ilk örneklerinde oluşu ayrıca dikkat çekici.

Akademik kariyerine devam eden Holly isimli ana karakterimizin, tek ve en yakın arkadaşı olan Vincey’e oğlu Leo’ya  sahiplik etme sözü ve bu sahiplik etmesinin temel koşulu olan, Vincey’in  Leo’nun insanlık tarihine dayanan geçmişlerini araştırma isteğini yerine getirirken farklı bir dünyadaki maceralarına tanıklık ediyoruz.

Karakterlerimiz Holly ve Leo, Afrika nın medeniyetin henüz ulaşmadığı ve uzunca bir sürede ulaşamayacağı gibi anlatılan bir bölgesinde ilkel bir kabile ve efsaneleşmiş İtaat Edilmesi Gereken She  (Ayişe) ile birlikte maceralarındaki bilinmeyenleri açığa çıkarma gayretlerindeler. Holly ve Leo’nun bu gayretleri çoğu zaman ölümcül yollardan geçmekte ve İtaat Edilmesi Gereken She nin inanılmaz ve doğaüstü güzelliğinden dolayı She ye iradeleri dışında bağlanmaktan kaçamayışları da onları bambaşka tehlikelerin ortasında bırakmakta. Karakterlerimiz, içinde bulundukları zaman dilimi, mitolojik zamanlar ve gelecek zamanda olanalar ve olabilecekler arasında akıllarını koruma gayretindeler İtaat Edilmesi Gereken She nin yanında.

Kitabın sonlarına doğru halkı üzerinde mutlak ve acımasız bir hakimiyete sahip İtaat Edilmesi Gereken She nin “Demokrasi; o zaman mutlaka bir zorba vardır, çünkü uzun süredir kendi belirgin iradeleri olmayan demokrasilerin sonunda başlarına bir zorba geçirdiklerini ve o zorbaya tapındıklarını gördüm” şeklindeki demokrasi açıklaması günümüzün yansıması gibi duruyordu.Fiziksel güzelliklerin; bu güzellikten etkilenebilecek insanlar üzerindeki etkisinin yanı sıra bu güzelliğe sahip olanın da muhakkak kendi güzelliğinin etkisinde kişiliğinin bozulabileceği mesajı da çıkarılabilir bu kitaptan.

Kitap okunması son derece kolay bir dille yazılmış ve okurken kendinizi  bir Indiana Jones filmi izliyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz. Özellikle ölümsüzlük temasıyla da Indiana Jones and the Last Crusade (1989) filmini anımsattı bana (http://www.imdb.com/title/tt0097576/?ref_=nv_sr_1

Nice yeni iyi okumalar.